9 Eylül 2009 Çarşamba
sayfa - 28
Denizin dalgaları gemiye vurunca sesini hafiften duyabiliyordu. bazen,saldırdıkları gemi,hayaletin zırhlı duvarlarını parçalayıp,yarıyor. buradan gelen suyu tulumbalarla dışarı atıyorlardı. yani denizi hem duyuyor,hemde tabiri caizse kırk yılda bir dokunabiliyordu. gerçi bunlar denizin aslı değil,parçalarıydı. Olsun. hani sevgilinin saçının teli bile insanı mutlu eder ya,işte bu da oydu:aşk.
Yine sırtını uzatıp eliyle bir dümen koluna asıldı,kendine doğru çekerken yağsızlıktan gıcırdadı. Hayal meyal aklına hayaletteki ilk günleri geliyordu. yıllar önce gözlerini şiddetli acılar içinde açıp,kendine geldiğinde berbat bir koku burnunun direğini kırmıştı. odanın havasızlığı,nemi,sonradan neye yaradığını öğrendiği hayvan derilerinin kokusu,geminin pislik kokusuyla birleşince iğrenç bir koku meydana geliyordu. ama oda her insanda hem iyi hemde kötü bir özellik olan “alışkanlık”özelliğiyle,buna da alışmıştı.
Sağ bacağı ve sağ kolu kırılmıştı. üstünkörü bağlamış,sarılmıştı. bu görünüşünden belliydi. meğer uzman hekimleri ölüp köpek balıklarına yem olunca onun yardımcısına havele edilmişti. dört ay,yüzüne tükürülmesi dışında bir görev verilmemişti. yedi,içti,yattı. ama şükür,zikir,oruçla. yarım yamalak tam iyileşmeden,ağrılar içinde tam iki senesini dolduracağı bu gemideki ilk ve son görevinin başına atılıp:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder